Bağımsız Taraftar Analiz Platformu
Kasımpaşa Sınavı ve Barcelona Öncesi Genel Görünüm.
Kasımpaşa, Galatasaray'a karşı her zaman direnç gösteren ve zorluk çıkaran bir ekip olmuştur. Zor geçmesi beklenen müsabaka, Abdülkerim’in golüyle rahatlayacak gibi görünse de yenen beraberlik golüyle oyun yeniden düğümlendi. Genel olarak topa ve oyuna hakim olan taraf olsak da, galibiyet golü geciktikçe sahadaki stres de katlanarak arttı.
Ta ki hem Milli Takım'da hem de Galatasaray'da bir süredir sessizliğini koruyan Barış Alper Yılmaz sahneye çıkana dek... Barış'ın attığı şık golün ardından tribünlerde yaşanan coşku, adeta erken bir şampiyonluk kutlamasını andırıyordu. İlk 11'de sağ bek olarak maça başlayan Barış Alper, genel anlamda son derece başarılı bir performans sergiledi. Gelen galibiyet golü de maç boyunca oyunun hakimi olan takımımızın sahadaki hakkıydı.
Bu zorlu 90 dakika, yaklaşan Barcelona maçı öncesinde takım için oldukça sert ve faydalı bir sınav oldu. Sağ bekte ritmini bulan Barış ile önündeki Yunus Akgün'ün uyumu dikkat çekiciydi. Yunus’un sık sık içe kat etmesi, orta sahada Batrakov’un da hareket alanını ve pas opsiyonlarını genişletti.
Batrakov için ayrı bir parantez açmak gerekiyor; o sahanın tam anlamıyla görünmez kahramanıydı. Topu almadan önce bir sonraki hamlesini planlaması ve tek paslarla oyunu hızlandırması, hücum akışkanlığımıza büyük katkı sağladı. Topla fazla vakit geçirmediği için gösterişsiz bir oyun oynuyor gibi görünse de oyun zekası, takıma kattığı dinamizm ve doğru yönlendirmeleriyle sistemin kilit dişlilerinden biri oldu.
Deniz Gül, tabela katkısı verememiş olsa da pas istasyonlarındaki becerisi ve boş alanları değerlendirme arzusuyla önceki maçlara kıyasla çok daha etkili göründü. Bu gelişimini sürdürmesi, fikstür yoğunluğunda Osimhen’in dinlendirilebilmesi adına kritik önem taşıyor.
Victor Osimhen için ise söylenecek fazla söz yok; kalitesi tartışılmaz bir dünya yıldızı. Oyuna dahil olduğu andan itibaren takımın enerjisini ve vitesini doğrudan yukarı çeken muazzam bir karakteri var. Gol katkısını Barcelona maçına sakladığını umuyoruz.
Şimdi tüm odak noktamız Avrupa. Yaratılan karamsar havanın ve abartılı senaryoların aksine, Galatasaray’ın Avrupa sahnesinde her zaman bambaşka bir kimlikle oynadığını unutmamak gerekiyor. Barcelona karşısında puan veya puanlar koparmamız hiç de uzak bir ihtimal değil.
Barcelona Sınavı: Taktiksel Doğrular ve İptal Edilen Golün Psikolojik Yıkımı
Maç öncesi favori gösterilen ve dışarıda birçok kişinin tarihi bir fark beklediği Barcelona karşısında, tabelanın 2-0'ı gösterdiği o an aslında maçın tüm hikayesini özetliyordu. Kuşkusuz kimsenin beklemediği bir başlangıçtı.
Bayern Münih, Tottenham, Juventus ve Liverpool maçlarındaki alışılagelmiş 3. bölge yüksek baskısı yerine, maça 2. bölgede konumlanarak çok daha kontrollü bir presle başladık. Bu doğru taktiksel tercih meyvesini verdi ve Barcelona uzaktan şut denemeleri haricinde ceza sahamızda etkili olamadı. Bu kontrollü oyun, Batrakov'un harika golüyle taçlandı. Ardından Osimhen'in ağları sarsan golü geldi ancak Barış'ın topa dokunup dokunmadığı son derece tartışmalı olan o pozisyonda çalınan ofsayt, maçın bütün kaderini değiştirdi.
O golün iptal edilmesi, takım üzerinde sadece skordan bir eksilme değil, adeta "gol yemişiz" hissi yarattı. 2-0'ın vereceği güven bambaşkayken, tabelanın tekrar 1-0'a dönmesi sahadaki psikolojiyi altüst etti. Bu yıkım öyle bir seviyedeydi ki, yenilen beraberlik golü bile takımda geriye düşmüşüz hissi uyandırdı. Bu kırılma anından sonra takım oyundan tamamen koptu ve mücadele sadece rakibi karşılamaya çalıştığımız bir hayatta kalma savaşına dönüştü. Gol iptal edilmeseydi maç nereye giderdi bilinmez ama o kararın sahadaki mental çöküşün baş mimarı olduğu kesin.
Bireysel Performanslar ve Davinson'un Kabus Gecesi
Eren her ne kadar sahanın iyilerinden biri gibi görünse de karşısında Lamine Yamal gibi bir sihirbaz olunca, en ufak bir eksiklik onu yetersizmiş gibi göstermeye yetti. Maçın genelinde parlayan isimleri sayacak olursak; kendi ceza sahamızın önünde Uğurcan'dan aldığı topu hızla Leao'ya aktarıp, durmaksızın rakip ceza sahasına yaptığı koşuyla kendi hazırladığı pozisyonu gole çeviren Batrakov, Jakobs ve kalitesiyle her zaman olduğu gibi Osimhen'di. Torreira ise her zamanki dinamik görüntüsünden oldukça uzaktı.
Ancak gecenin Galatasaray adına en kötüsü, yediğimiz ilk üç goldeki bariz hatalarıyla Davinson Sanchez oldu. İlk golde dar alanda çalım atmaya çalışırken topu kaptırdı; ikinci golde arkasına sarkan oyuncuyu tutamadı; üçüncü golde ise önüne geçen rakibi arkasında kademe olmamasına rağmen sadece izlemekle yetindi.
Kadro Derinliği ve Gençler Uçurumu
Zaten karşımızda bu tip basit bireysel hataları affetmeyecek usta ayaklara sahip bir takım vardı. Ancak skoru tutsun veya takımı toparlasın diye oyuna giren hamle oyuncularının yetersizliği bambaşka bir sorun. Abdülkerim'in alternatifi olarak alınan 21 yaşındaki Bitshiabu'yu henüz tam anlamıyla göremedik. "Orta saha eksiğimiz var" diye özellikle alınan 22 yaşındaki Ugochukwu sadece kısa sürelerde oyuna dahil olabiliyor. Gelişim aşamasında olan, "geleceğin yeteneği" dediğimiz 19 yaşındaki Nhaga ise Şampiyonlar Ligi seviyesinin henüz çok uzağında. İşin en acı ve ironik tarafı ise Barcelona adına maçın tartışmasız yıldızının, onların 19 yaşındaki genç yeteneği Yamal olmasıydı.
Artık lig havasına dönme vakti. Cumartesi günü Gençlerbirliği deplasmanında alınacak rahat bir galibiyet, Çarşamba günü oynanacak kritik Lille deplasmanına çok daha yüksek bir moralle gitmemizi sağlayacaktır. Fikstür yoğunluğunda, Gençlerbirliği maçında Sallai ve Sane'nin artık daha fazla süre ve sorumluluk almasını bekliyorum.